24 Haziran 2010 Perşembe

Türkiyenin Büyük Çatısı: “Demokratikleşme”ye Doğru-Hakkari Durağı

İnsanların ayrışmayı bu kadar körüklediği bir dönemde Ekopolitik’in Ortak gelecek tasavvurlarımızı artırıcı, ortak diyalog dilinin oluşturulması noktasındaki bu çok değerli girişimlerini daha önceki yazılarımda da bahsetmiştim. Bu toplantılar sorunu bizzat yaşayanlar tarafından dile getirildiği için ve onların bilgi ve tecrübelerinden istifade edilerek yapıldığı için çok önemli.

Sorunları yok sayarak, tepeden inmeci yaklaşımlarla olayın insani, duygusal ve sosyal boyutların dışında sadece pariyatif tedbirlerle olmadığını yıllarca gördük. Bu bağlamda Çalıştaylara katkı koyan Bölücü değil birleştirici, yıkıcı değil onarıcı ve yapıcı, bizi parça parça edip yönetmek isteyenler karşı oyuna gelmeden kendi sorunlarım için sorunlarımın çözümleri noktasında kendim çözüm bulabilirim anlayışı çerçevesinde hareket ettiklerine, yeniden birlik içinde yaşama fikrinin önceliklendirildiği fikrine inandığım bu ekibi kutlarım.

Bir hikaye ile başlamak istiyorum. Psikoloji okuyanlar iyi bilir. Kısaca anlatayım. Doktora bir hasta gelir . Tavuktan çok korkmaktadır. Doktorlar incelemeye alırlar ve kök nedenine inerler. Hasta kendini darı tanesi olarak görmektedir.Tavuğun kendisini yiyeceğine inandığı için korktuğuna karar verirler. Uzun bir tedaviden sonra kendisinin darı tanesi olmadığına inanır. Doktorlar emin olduktan sonra taburcu ederler ancak gözlemeye devam ederler. Hastane çıkışı takip edilen hasta bir evin köşesini dönerken çığlık atar ve korkar bir şekilde geri kaçar. Hastaya sorarlar. Neden korktun! “Orda Tavuk vardı tavuktan korktum” der. Sen darı değilsin derler. Hasta derki “Ben darı olmadığımı biliyorum. Acaba tavuk benim darı olmadığımı biliyor mu? Bilmiyor mu? Onu bilmediğim için korktum” der.

Bizimde her türlü kaygı ve korkularımızı bırakarak, tedbirimizi elden bırakmadan; birlikten, beraberlikten yana Enerjimizi Türkiye Cumhuriyeti’nin Diğer milletler cemiyetinin en müreffeh, en demokratik, Halkının devletiyle barışık olduğu, mutlu olduğu, en adaletli ülkesi yapmak için çalışmamız gerektiğine inananlardanım.

Ekopolitik’in “Demokratikleşme”ye Doğru-Hakkari Durağı hakkındaki notları yayımlıyorum.

Ekopolitik, Prof. Vamık Volkan’ın rehberliğinde 16-17 Kasım Mezkûr Meçhul Mesele toplantılarıyla başlattığı süreci çekirdek ekip çalışmalarıyla sürdürmüştü. 22-23 Şubat “Demokratikleşme”ye Doğru toplantılarıyla süreç Volkan Hocamızın yönetiminde tekrar değerlendirilmiş ve çekirdek ekibin temel sorunun ve ikincil sorunların çözümü noktasında stratejiler üretmesinin bağlamı geliştirilmiştir.

Ekopolitik, ülkesel çekirdek ekip çalışmalarının yerele yayılması noktasında ilk toplantısını Mersin’de 14-15 Mayıs tarihlerinde ülkesel çekirdek ekibi ile Mersin çekirdek ekibini bir araya getirecek bir formatta organize etmiş ve 27-28 Mayıs tarihlerinde Prof. Vamık Volkan’ın yönetiminde ülkesel ve yerel çalışmaların paralel planlanması ve genel yol haritasının organizasyonu noktasında İzmir-Dikili’de bir İç Eğitim Programı geliştirmişti.

Ekopolitik Hakkari’de daha önce ülkesel çaptaki faaliyetlerine iştirak eden Hakkarili kontakları ile geliştirdiği “çocuklar” projesinin oluştuğu zemin üzerinden ikinci toplantısını ülkemizin bu kritik şehrinde gerçekleştirdi. Bu bağlamda Ekopolitik 14 Haziran 2010 tarihinde Hakkari Şenler Otel’de Türkiye’nin Büyük Çatısı: “Demokratikleşme”ye Doğru – Hakkari Durağı başlıklı toplantısını Hakkari koordinatörleri Halit Yalçın ve Ati Gençlik Derneği yöneticilerinin destekleri ile gerçekleştirdi. Üç oturumdan oluşan toplantı Ekopolitik Koordinatörü A. Tarık Çelenk ve Ekopolitik Direktörü Murat Sofuoğlu’nun konuşmalarıyla başladı.

Üçüncü oturumun ardından çalıştayla aynı adlı kamuya ve medyaya açık panel gerçekleştirildi. Panele Ferhat Kentel moderatörlük yaparken Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, Kandil geçmişine sahip aktivist Seydi Fırat, İstanbul Türk Ocakları Başkanı Cezmi Bayram ve yazar Muhsin Kızılkaya katıldı.

• Birinci oturumda ilk konuşmayı yapan Halit Yalçın sorunun asıl kaynağı ile ilgili olduklarını aşağılamayı ortadan kaldırmaya çalıştıklarını ifade etti. Kürtler ve Türkler olarak İsrail-Filistin, Rusya-Osetya gibi sorunlarımızın olmadığına değinen Yalçın, esas meselenin Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürtleri ezmeden, aşağılamadan, asimile etmeden Kürtlerin devleti olup olamayacağı ve Kürt hareketinin Türkiye Cumhuriyeti’ne entegrasyon sağlaması durumu olduğunu belirtti.

• Halit Yalçın’dan sonra söz alan Hakkari Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Cemal Erip ise Hakkari’nin Kürt sorununun sonuçlarından en çok etkilenen il olduğunu, çatışma sürecinin uzamasının bir kırılmaya sebebiyet verebileceğini ve üreten düşünen insanların silahların önünde durması gerektiğini vurguladı.

• Mali Müşavirler Derneği adına konuşan Tahirhan Taş sorunun Kürtlerden de Türklerden de kaynaklanmadığını sitemden kaynaklandığını, ancak Türklerin de bu soruna seyirci kalmaması gerektiğini ifade etti. Medya ve siyasetçilerin toplumu tahrik ettiğine değinen Taş, bölgenin potansiyel suçlu gibi gösterildiğine dikkat çekerken, sağduyunun korunması gerektiğini söyledi. Tahirhan Taş, iktidarların sorunu anlamadığını için teşhis koyamadıklarını ya da samimiyetsizlikten çözmek istemediğini belirtti. Taş, AKP döneminde beklentiye girildiğini ancak çözüm yapılmadığını ve sürecin 90’lardakine benzer hale gelmeye başladığını ifade etti.

• Hakkari Üniversitesi Yüksekokul Müdürü Tahir Yaşar Hakkari’de birliktelik ve kardeşlik duygularının zayıfladığını ve ötekileşmenin bilinçli şekilde arttığını ifade ederek korkusunun artık bütünleşme isteyen insanların ne doğuda ne de batıda yaşayacak yer bulamaması olduğunu anlattı. Sorunun sadece ekonomik, sosyal ya da örgüt bazlı olmadığını, sorunla bağlantılı olan Ergenekon davasının acilen çözülmesi gerektiğini söyledi. Sorunu çözmek için Türkiye’nin en az Osmanlı kadar cesur ve açık olması gerektiğini ifade eden Yaşar en aklıselim kesimin halk olduğunu ve Türkiye’nin ileri gitmesinde en önemli desteğin Kürt ve Türk halkından geleceğini belirtti.

• Hakkari valisi Muammer Türker yaptığı değerlendirmede Türkiye’nin bütünüyle travmalar yaşadığını bugün yaşanan sıkıntıların sorumlusu olan 12 Eylül’ün herkese darbelere vurduğunu söyledi. Hakkari’nin en temel sorununun “normalleşme” olduğuna dikkat çeken Türker, 30 yılın travmatik etkileri diye tabir etiği OHAL, sıkı yönetim ve normalleşemeyen koşullar ile bölge halkının normali düşünemez, algılayamaz hale geldiğini söyledi. Silahların gölgesinde, hem gaz hem de taş atılan bir ortamda normalleşmenin mümkün olamayacağını ifade eden Türker, Hakkarililerden çözüme yönelik atılacak adımlar için destek istedi. Bölgede insanların hayrına yatırım ve faaliyetlerin engellendiğini ifade eden Vali, muhatap sorunu çektiklerini, çözüme yönelik adımların atılmadığını ve bölgede tek merkezden yönlendirilen bir yapı olduğunu sözlerine ekledi. Demokrasi, insan hakları, barış kavramları gibi ateşkes kavramının da içinin boşaltıldığını söyledi. Toplumsal olaylara da değinen Muammer Türker, çıkan olaylara müdahale edilmediği zaman faillerin daha da üstlerine geldiğini, toplumsal olayların insanların yaşamlarını ve geleceklerinin tahrip ettiği müddetçe ilerlemenin mümkün olmadığını belirtti. Toplumsal olaylarda çocukların öne sürüldüğünü ifade eden Türker, örgütün bunu propaganda malzemesi yaptığını, yereldeki insanların çocukların olaylara karışmasına ve kepenk kapatmaya karşı durması gerektiğini söyledi.

• İHH Hakkari temsilcisi İdris Kaval halkların rejimle sorunu olduğunu ve dıştan gelen tehlikelere, sömürge denemelerine karşı Anadolu halklarının birleşmesi gerektiğini ifade etti. Çocukların olaylara karışmasına da değinen kaval, insanların yanlış olsa bile, muhatap bulabilmek için en değerli varlıkları olan çocukları ön plana çıkarttığını söyledi.

• Şemdinli Belediye Başkanı Sedat Töre Türkiye’de sözde hukuki bir düzen olduğunu ifade etti. Sadece son 5 yıldır Kürtlerin varlığının tartışılmadığını, zımmi bir kabul ortaya çıktığını ifade eden Töre, açılımdan beri kamu otoritesinin Kürtlere yaklaşımında bir arpa boyu bile yol kat edilmediğini ve yeni perspektifin Kürt siyasal hareketini illegalize ettiğini söyledi. Yereldeki bir diğer değişikliğin “iyi” tepe yöneticiler göndermek olduğunu söyleyen Töre daha politize, insanlarla daha sıcak samimim yöneticilerin gönderildiğini ancak bu kişiler farklı olsa da sistemden ayrı düşünülemeyeceklerini belirtti. Çocuklara kimsenin taş atın demediğini söyleyen Töre Türkiye’deki en politize çocukların Hakkari’nin çocukları olduğunu, kolluk kuvvetlerini düşman olarak gördüklerini ve taşları bilinçle attıklarını ifade etti. Çocukların içinde kin olduğunu ifade eden Töre, insani değerlerin yitirildiğine vurgu yaptı.

• İkinci oturum Hakkari Belediye Başkanı Fadıl Bedirhanoğlu’nun kounşmasıyla başladı. Bedirhanoğlu, ise Hakkari’nin Türkiye’nin bir parçası olduğunu, Hakkari’yi Türkiye’den ayrı düşünmenin Hakkari’ye yapılacak en büyük haksızlık olacağını ifade etti. Yıllardır sosyolojik dengenin bozulması için ne gerekiyorsa yapıldığını, bir halkın yok sayılarak fitnenin başlatıldığını söyleyen Bedirhanoğlu insanların başkalarının istediği gibi değil, olduğu gibi yaşamak istediğini söyledi. Eğer bir toplumun kendi dilini her alanda kullanma hakkı varsa diğer bir toplumunda aynı hakka sahip olacağını vurgulayan Bedirhanoğlu, Avrupa’nın bir çok ülkesinde birden fazla dil, birden fazla etnisite olduğunu ancak kimsenin birbirini boğazlamadığını ifade etti. İsteklerinin kendi dil ve kimlikleri ile yaşamak olduğunu ifade eden Bedirhanoğlu, ayrılma taleplerinin olmadığını zaten bu istekleri karşılanırsa ayrılma ihtiyacının ortaya çıkmayacağını söyledi. Son olarak silahların bırakılması gerektiğini ifade eden Belediye Başkanı silahla çözüm olmayacağını çözümün herkesin birbirinin insan olduğunu ve hakları olduğunu anlamasından ve realitelerin kabulünden geçtiğini söyledi.

• Emekli İmam İzzettin Yalçın suçlama ile hiçbir yere varılamayacağını evvela herkesin kendi suçunu görmesi gerektiğini ifade etti. Hepimizin aynı gemide olduğunu belirten Yalçın selamete çıkılırsa hep birlikte çıkılacağını söyledi.

• Yüksekova Belediye Başkanı Ruken Yetişkin, 12 Eylül’den daha kötü bir sürecin yaşandığını, BDP’nin resmiyette açık olmasına rağmen fiilen kapatıldığını, bölgede kelle koltukta siyaset yapıldığını ifade etti. Siyasetin önü kesilirse farklı yollar bulacaklarını ifade eden Yetişkin, toplumsal sorunlara değinerek bölgede tecavüz kültürünün geliştiğini, okulda çocuklara uyuşturucu verildiğini, gözaltındaki kadınların polisin sözlü ve fiziksel tacizine uğradığını söyledi.

• Hakkari Ati Gençlik ve Spor Derneğinden Muhammed Çiftci ilkokulda her sabah okudukları “Andımız”da geçen “Türküm” kelimesini türkü & şarkı kabilinden anladığını, çok sonra babasının oradaki “Türküm”ün Türk manasına geldiğini söylemesiyle bir daha andımızı tekrar etmediği belirtti.

• Eğitim-Sen temsilcisi Tarık Arslan basit örneklerle derinlikli yaklaşımlarda bulunulması gerektiğinden bahsetti ve kendi insan hikayesini anlatmak istediğini belirtti. İlkokulda hem Türkçe bilmediği için hem de kız olduğu için tuvalet ihtiyacını gidermek üzere sınıftan çıkamayan arkadaşının altına kaçırmasıyla öğretmeninin bunu kimin yaptığını sorduğunu kendisinin de tek bildiği Türkçe kelime olan “bu” dediğini ve bunun üzerine öğretmeninin kendisinin hayatında hiç yaşamadığı şekilde dövüldüğünü anlattı.

• Katılımcılardan Salih Timur yaşanan sorunun sosyolojik psikolojik yanları olmasına rağmen sorunun etnik olduğunu ve sistemden kaynaklandığını ifade etti. Her gün bir cenazenin batıya giderken bir cenazenin de bölgeden kalktığını belirten Timur eğer sistem daha özgürlükçü, demokrat hale getirilmek isteniyorsa ideal olan olmasa da değişikliklere destek verilmesi gerektiğin ifade etti.

• Kamer temsilci Zozan Selimoğlu şiddetten en çok etkilenen kesimin kadınlar olduğun ancak en az onların sorunlarının konuşulduğunu ifade etti. Kadınlar için düğün ve yastan başka sosyalleşme imkanı olmadığını belirten Selimoğlu, samimiyetle niyetlerimizi açıklayıp barıştan mı yoksa savaştan mı yana olduğumuzu ortaya koymamız gerektiğini söyledi.

• Eski Milletvekili Macit Pirozbeyoğlu, Kürtlerin Türkleri kendilerinden daha çok sevdiklerini ve Türkiye’nin bölünmesini istemediklerini söyledi. Daha önce bir kardeşlik anlaşması yaptıklarını ve buna sadık kaldıklarını ancak anlaşmanın güçlü tarafca bozulduğunu ifade eden Pirozbeyoğlu valiye giderken ondan korktuklarını ve nasıl yaranacaklarını düşündüklerini, aynı şekilde BDP’ye giderken ondan da korktuklarını ve nasıl yaranacaklarını düşündüklerini, iki değirmen taşı arasında kalmış buğday tanesi gibi olduklarını belirtti. Karar vericilerin halkla yüzyüze görüşememesinden şikayet eden Pirozbeyoğlu toplantı sonuçlarının karar vericilere ulaştırılmasını istedi.

• Üçüncü ve son oturum KESK sözcüsü Cahit Balıkesir’in konuşmasıyla başladı. Balıkesir, bölgede yeşil kart ve yardımlarla hegemonya kurulduğunu, insanların üretimden koparılıp siyaset yapmamalarının istendiğini söyledi ve bölgeye yönelik oyalama taktiklerinin uygulandığını belirtti.

• Çözüm reçetelerinin tartışıldığı son oturumda Cemal Erip, KCK operasyonu ile radikallerin güçlenip alternatif seslerin kesildiğini söyledi. Kepenk kapatmanın dışarıya göçe sebep olduğunu ve esnafın kepenk kapatmak istemediğini, kepenk kapatma yerine başka makul eylemler yapılması gerektiğini ifade etti. Sosyal yardımların sorun çözmek yerine “profesyonel yoksullar” ürettiğini söyleyen Erip bu konunun düzene sokulması gerektiğini vurguladı.

• Sabancı Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Ayşe Betül Çelik, Türklerin Kürtlerin ne istediğini bilmediğini, diyalog kanallarının açılıp doğudaki insani hikayelerin batıya ulaştırılması gerektiğini vurguladı.

• Tahirhan Taş dünyanın her tarafında savaşı başlatan tarafın muhatap alındığını dolayısıyla İmralı ile görüşülmesi gerektiğini söyledi. Operasyon ve PKK eylemlerinin durması gerektiğini belirten Taş, Kürt siyasetçilerin serbest bırakılmasının, yerel yönetimlerin ve temel hak ve özgürlüklerin güçlendirilmesinin gerekliliğini vurguladı.

• Eğitim Bir-Sen temsilcisi İzzettin Seven, Kürt sorununu Kürtleri sorun olarak görenlerin ortaya çıkarttığını belirtti. Ortak değerlerin güçlendirilmesinin ve inanç değerlerinin anımsatılmasının önemine değinen Seven, her ölümün çözümsüzlüğü getirdiği söyledi.

• Ruken Yetişkin, liste halinde sıraladığı çözüm önerilerinde TMK’da düzenleme yapılmasını, operasyonların durdurulmasını, linç kültürünün durdurulmasını, Yayla yasağının kalkmasını, köye dönüşlerin cazibe haline getirilmesini ve altyapısının hazırlanmasını, Tarımın desteklenmesini iş ve istihdamın sağlanmasını yerel yönetimlerin desteklenmesini ve çözüm eğere İmralı ise İmralı ile görüşülmesini istedi.

• Çözüm önerilerini sunan Fadıl Bedirhanoğlu, devletin halkın değerlerine saygı duymasının, halkın devleti olmasının ve doğuda da batıda da aynı kanunların geçerli olması gerektiğini söyledi. Ayrıca devletin güvenlik anlayışının kendini vatandaştan korumak değil, vatandaşı korumak olması gerektiği ilave etti.

• Ekopolitik’in ulusal çekirdek ekibi üyesi İstanbul Türk Ocakları Başkanı Cezmi Bayram şehirdeki anormal hayat şartlarının farklı bir psikoloji doğurduğunu belirterek Kürtler nasıl empati bekliyorlarsa aynı empatinin Türkiye’nin kurucularına da yapılması gerektiğini söyledi. Esas fedakarlığın bölgeden değil Ankara’dan beklenmesi gerektiğine vurgu yaptı.

• Şemdinli Belediye Başkanı Sedat Töre ise Kürtlerin Kimliği tanınmadığı müddetçe bu savaşın süreceğini ifade ederken Türk-İş temsilcisi Mahmut Akdağ Edirne’deki vatandaşla Çukurca’daki arasında fark olmaması gerektiğini ifade etti.

• Sabancı Üniversitesi yüksek lisans öğrencisi Zeynep Başer ise çocukların sesinin dikkate alınması gerektiğini, yetişkinlerin hep çocuklar adına konuştuğunu ifade etti.

http://www.ekopolitik.org/public/news.aspx?id=4821&pid=11

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder